Protesto Demokratik bir haktır.

12.08.2017 11:26

PROTESTO DEMOKRATİK BİR HAKTIR!

Bir demokratik toplumun can damarıdır toplantı ve gösteri hakkı. Toplumdaki farklı görüşlerin dışa vurulmasının doğal yoludur. Ne var ki bu hakkın kullanılış biçimi kadar kolluk güçlerinin bu demokratik haklarını kullananlara yaklaşımı da toplumsal olayların gidişini belirler.

Öncelikle ifade etmeliyim ki hak aramak Anayasa’nın 34. Maddesinde belirtildiği gibi Anayasal bir haktır.  34. maddenin ilk fıkrası, herkese toplanma ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını önceden izin almaksızın tanımaktadır.

 

Peki bu hak hangi koşullarla kısıtlanabilir? Anayasa bu sorunun   da cevabını vermektedir. 2.fıkrada “Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.” denerek konu açıklığa kavuşturulmuştur.

Ancak, burada Anayasa’nın 13. maddesini de gözetmemiz gerekmektedir. Zira 13. maddede, bir temel  hak ve özgürlüğün ancak Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak, yargıç kararı ile ve kanunla sınırlandırılabileceği ifade edilmiş; buna ek olarak bir hak kısıtlamasının hakkın özüne, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine, laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacaktır.  Keza 14. maddede, hiçbir temel hak ve özgürlüğün özgürlükleri yok etmek amacıyla kullanılamayacağı ifade edilmektedir.

 

Bu ilkeleri biraz açarsak şunu söyleyebiliriz. Eğer toplantı ve gösteri yürüyüşü, silahsız ve saldırısız biçimde devam ediyorsa, kitlelerin düşüncelerini ifade etmesi, belli bir olayı/ kişiyi protesto etmesi düşünceyi ifade özgürlüğüne aykırılık taşımadığı gibi  demokratik toplumdaki çoğulculuk ilkesine de aykırılık taşımadığından kısıtlanamaz. Zira, yerleşik yargı kararlarında (Avrupa İnsan Hakları mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay) bir düşüncenin şok edici, rahatsız edici, genel kabul gören ilkelere aykırılık taşısa dahi, şiddete teşvik etmediği sürece rahatlıkla ifade edilebilmesi gerektiği belirtilmektedir. Kaldı ki siyasi kişiliklerin, sıradan insanlara nazaran eleştirilere daha hoşgörülü olması gerektiği de vurgulanmaktadır. O nedenle, siyasi kişilere yöneltilen eleştirilerin daha sert şekilde ifade edilebilmesi hukuken mümkündür.

 

Konu hakkındaki yasal düzenlemenin çok da yeterli olmadığını ifade etmeliyim. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanun da toplantı ve gösterilerin önceden izin alınmaksızın, silahsız ve saldırısız biçimde yapılabileceğini (md3/1) ifade etmekte ise de koyduğu sınırlamalarla adeta bu hakkı kullanılamaz duruma getirerek hakkın  özüne dokunmaktadır. Yani, bu kanun bu şekli ile Anayasa’ya aykırıdır.

 

Kanun’un 6/1. maddesinde, toplantı ve gösteri yürüyüşünün her yerde yapılabileceği açıkça ifade edilmektedir. O halde, umuma açık olan meydanlarda (TAKSİM, KIZILAY, GÜNDOĞDU MEYDANI vb) gibi her yerde toplantı yapılabilir. Bunun için izin almaya bile gerek yoktur. Buralarda yapılan gösteriler de “yasa dışı” kabul edilemez. Ancak, başkalarına/kolluk güçlerine/ araçlara ya da işyerlerine  saldırmak söz konusu olursa yasadışçılık olgusu ortaya çıkar ve polisin ancak ve ancak bu durumda kalabalığa müdahale etme hakkı doğar. Polis bu hakkını kullanmadan önce kalabalığı uyarır ve kalabalığı dağıtacak ölçüde güç kullanabilir.

Yasal bir yürüyüşün engellenmesini de bu kanun suç olarak belirlemiştir. (md 29). Şu halde, kolluk güçleri, eğer bir meydandaki yasal bir gösteriyi, yukarıda belirtilen herhangi bir yasa dışı durum yokken engelliyorlarsa suç işliyorlar demektir. Engellenmesi yönündeki emir de kanunsuz emirdir.

Ayrıca ifade etmeliyim ki bir gösteri eğer yasa dışı ise ve kolluk güçleri buna rağmen orantısız güç uygulamışsa, göstericilere verilecek olan cezada indirime gidilebileceği gibi ceza verilemeyebilir. Bu durum (md 29) da açıkça belertilmiştir.

 

Şu durumda, Nuriye ve Semih KHK ile görevlerinden alınmış. Bir hak arayışı için ölüm orucunda oldukları halde maruz kaldıkları durum ortadadır.  Ankara, İstanbul ve İzmir de Haksız olarak görevinden alınanlara destek için protesto yapmak isteyenlere karşı yapılan şiddet ve polis baskısı kabul edilemez.

Bu meşru ve yasal gösterileri keyfi olarak engellemesi suç olduğu gibi, herhangi bir silah kullanmayan göstericilerin gözaltına alınması durumunda bu gözaltının da haksız olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kaldı ki bu durumda göstericiye ceza verilmemesi gerekir. Çünkü yasa dışı gösteriye dahi orantısız güçle müdahale edilmesi durumunda bu eylem nedeniyle göstericiye ceza verilemyebilecektir. Oysa bu durumda yasal bir gösteri söz konusu olduğundan, göstericiye hukuktaki “evleviyet” (öncelik) kuralı gereğince ceza verilmemesi gerekir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile de teminat altına alınmış (md 11/2)  ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile de güvencelenmiştir. Oradaki kısıtlama sebepleri de Anayasamızdakine benzemektedir.

Son olarak şunu ifade etmeliyim ki 2911 Sayılı Kanun’un 22/2. maddesinde genel meydanlarda trafiği aksatmamak kaydıyla gösteri yapılabileceği açıkça belirtilmiştir.

 

Anlaşılması gereken, meselelere doğru pencereden bakmak olmalıdır. Askere, polise taş atanlar diyerek hak arayanları terör örgütü gibi göstermek isteyenler var. Bunum doğru olmadığını herkesin bilmesi gerekiyor. Net olarak söylüyorum, askere ve polise taş atanlar (polis şiddetine karşı) ile kurşun atanları birbirine karıştırmayalım. Unutmayalım, her çağdaş ve medeni ülkede hak ve hukuk için protesto yapılır. Her vatandaşın, teröre bulaşmadan hak arama hakkı vardır. Aş ve ekmek için hak aranıyor ise güvenlik kuvvetlerinin görevi onlara şiddet kullanmak, gaz atmak ve gözaltına almak değil.  Onların görevi hak arayanların güvenliğini sağlamaktır. Sapla samanı karıştırmayalım. Adalet bir gün size de lazım olabilir.

Burhanettin Yılmaz