Gelin bir olalım, iri olalım, güç olalım!

18.11.2017 11:02


CHP Örgütü olarak hepimiz aynı yolunun yolcusuyuz. Yine hepimiz biliyoruz ki, önümüzdeki yol dikenli, inişli, yokuşlu zor bir yoldur. Ancak bu zorlu yolu aşmanın yolu ayrışarak değil, dayanışarak, birlik ve beraberlik içinde olursak aşılabilir.

Önümüzdeki bu dikenli, inişli, yokuşlu yolu aşmaya çalışırken, var olan gücü elinde bulundurduğu gafletine dalmak, kendisi ile birlikte binlerce insanın umudunu da yok edebilir… Parti içi iktidarı elinde bulundurmak güç olmak anlamına gelmez.

1992 yılından beri örgütün bu gücünü elinde bulunduranlar, girdikleri her seçimi kaybettiklerini unutmamalı ve geçmişte yaşanan yarışların sonuçlarından ders çıkarmak zorundadır. Geçmişe bakarak, geleceği şekillendirmiyor san sorumlu davranmıyorsunuz demektir.

-“Ben köprülerin altından çok sular geçti diye düşünüyorum. Seçilen bu delegeler birilerinin emir kulu değildir… Özgür iradelerini kullanarak, iyiye, güzele ve doğruya karar vereceklerini düşünüyorum.

Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümüne girmemize çok az bir zaman kala, genel anlamda ülkemizin içinde bulunduğu siyasal atmosfer bir kez daha partimiz CHP’nin neden iktidarda olması gerektiğini göstermiştir.

Mevcut iktidar ve yandaşlarının son 15 yılda ülkemizde her alanda (ekonomi- dış politika, anayasa, yargı, eğitim, Özgürlükler, çalışma hakları ve emek vb.) yarattığı tahribatı ve sonu rejim değişikliğine kadar gidecek olan daha büyük tahribatı engellemek ortadan kaldırmak, CHP delegeleri olarak bizlerin omuzlarında ağır ve onurlu bir görev olarak durmaktadır.

İş te tam bu noktada, bu ağır görevi duygularımızla ve feodal ilişkilerle değil, birer özgür birey sorumluluğuyla yapmak zorundayız. Unutmayalım bu sorumsuzluğu yapmanın bedeli yerel ve genel seçimlerde halkımız tarafından okkalı bir tokat olarak suratımıza dönebilir.

Sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz. CHP’yi güçlü kılacak olan şey, partimizin mahallelerde delege seçimi ile başlayıp ilçe kongrelerinde örgütlenen oradan il kongreleri ile şekillenen örgütlülüğünün genel merkeze kadar uzanan yolda yalnız iç hesaplaşması olarak değil, sokağın sesini de duyarak hareket etmektir..

Madem amaç ve gayemiz iktidar olmak ise bu engebeli yolda kimseyi kırmadan, dökmeden, kimseyi ötekileştirmeden yolumuza devam ettirmeliyiz.

Demokrasilerde yarış da var diyebilirsiniz ama bu yarışların sonunda yalnız parti üyelerimiz ve koltuk hırsı içinde olan bizlerin değil, geçmişte olduğu gibi son sözü seçmenlerin verdiğini unutmamak gerekir.

-Nedir kazanma şartı diye sora bilirsiniz? Bu durumla ilgili yaşamdan bir örnek vererek gerçekleri görelim.

– “Zor şartlarda ümidini kaybetmemek!“... Çünkü ümidini kaybeden kimse teşebbüs gücünü de kaybeder. Teşebbüs gücünü kaybeden kimse ise her şeyini kaybetmiş demektir. Kaybettiklerini kazanma duygusu duyamaz ki kazanma ihtimali söz konusu olsun…

Nitekim hayat yolculuğunun tüm olumsuzluklarını yaşamış yaşlı bir zat, ağlayarak gelen bir genci görünce sorar: “Neden ağlıyorsun evladım, bir felakete mi uğradın yoksa?”

-Sorma baba der, mahvoldum, dükkânım yandı, bu yetmiyormuş gibi kasadaki paralarım da yandı; bütün servetim gitti, geriye sadece ödeyeceğim borç senetleri kaldı!.

Yaşlı zat, ağlayan gencin başını okşayarak der ki:

– Bunlar ağlanacak kayıplar değildir evladım. Ben de ümidini kaybettin de onun için ağlıyorsun sandım!.

Sözlerine şöyle devam eder: Şunu unutma ki, ümidini kaybeden adam her şeyini kaybeder. Ama ümidini kaybetmeyen adam yeniden teşebbüse geçer, kaybettiklerini tümüyle yine kazanabilir. Sen ümidini kaybetme ümidini!
Gelin kişisel hırs uğruna 1992 den beri hiçbir yere, mevkie ve koltuğa aday olmayan binlerin, on binlerin, yüz binlerin umudunu kırmayalım. 
Bir olalım, iri olalım
GÜÇ OLALIM.
Burhanettin YILMAZ