Kılıçdaroğlu: “Adaletsiz ve şiddet dolu bir dünya…”


CHP Genel Başkanı Kemal kılıçdaroğlu 1 Eylül Barış günü dolayısıyla bir yazı kaleme aldı. Kılıçdaroğlu, “İnsanlık her büyük savaştan sonra “Bir daha asla!” der ama maalesef savaşlar yine devam eder. Üstelik insanlık hayat kaynağı olan, yaşamı mümkün kılan doğaya karşı da savaş veriyor. Doğayı hoyratça tahrip ederek kendi yıkımının koşullarını oluşturuyor” ifadesini kullandı.

01.09.2018 14:18

 

Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet’e yazdığı yazının tamamı şöyle:

 

II. Dünya Savaşı, 1 Eylül 1939’da Nazilerin Polonya’yıişgaliyle başladı. Dünya tarihinin en kanlı savaşında yaklaşık 60 milyon kişihayatını kaybetti. Birleşmiş Milletler (BM), Mayıs 1945’te sona eren savaştayaşanan büyük acıların unutulmaması için 1 Eylül ’ü Dünya Barış Günü ilan etti.

 

BM daha sonra bugünün 21 Eylül’de kutlanması kararı alsa dabiz, Dünya Barış Günü’nü 1 Eylül’de kutlamaya devam ediyoruz. Ancak 1 Eylül deolsa, 21 Eylül de olsa, her iki günün üzüntü verici ortak noktası, Dünya BarışGünü’nün barışa, huzura hasret bir dünyada ve coğrafyada kutlanıyor oluşudur.

İnsanlık her büyük savaştan sonra “Bir daha asla!” der amamaalesef savaşlar yine devam eder. Üstelik insanlık hayat kaynağı olan, yaşamımümkün kılan doğaya karşı da savaş veriyor. Doğayı hoyratça tahrip ederek kendiyıkımının koşullarını oluşturuyor.

Ünlü düşünür Noam Chomsky, “İnsanın en zeki tür olması enuzun yaşayacak tür olduğu anlamına gelmez” demişti. İnsanın olağanüstü yaratıcızekasını dünyayı defalarca yok edebilecek nükleer silahlara harcaması,sınırları yokmuş gibi, sanki sonsuzmuş gibi doğayı tahrip etmesi, Chomsky’ninuyarısını önemli kılıyor.

 

Dünyada 2017 yılında silahlanma için ayrılan para 1,74trilyon dolar. Kayıt altına alınmayan askeri harcamaları eklediğimizde bu orandaha da yükseliyor. Silahlanmaya 610 milyar dolar harcayan ve silahlanmayarışında açık ara birinci olan ABD’nin en yakın beş rakibinin silahlanmayaayırdıkları toplam rakam ise 578 milyar dolar.

Bu rakamlar yoksul ülkelerin eğitim veya sağlık sistemlerineaktarılsa, oradaki öfkenin, haksızlık algısının şiddeti ve terörü beslemesiengellenmiş olurdu. Yine küresel göç dalgaları sınırlanır, insanlarındoğdukları ülkelerde huzurlu yaşamalarına katkı yapılmış olunurdu.

Barış için özel bir gün ayırmak yetmiyor. BM’nin sorun çözmekapasitesini arttırmak da gerekiyor. Son yıllarda uluslararası hukukunözellikle küresel güçler tarafından keyfi olarak aşındırılması, sürekliistisnalar peşinde koşulması, tüm dünyaya büyük bedeller ödetti, ödetmeye devamediyor.

Suriye krizi, uluslararası hukuk sisteminin sorun çözmekapasitesinin daha da zayıflamasının yüksek maliyetini göstermiş oldu. Tekbaşına Suriye krizi tüm dünyayı istikrarsızlığa sokmaya yetti. Oysa Suriye’yikendi çıkarları için vekalet savaşlarının zemini haline getiren küresel vebölgesel güçler, kendi evlerine de huzursuzluk taşımış oldular.

Günümüz dünyasında “yangın benden uzakta” demekayrıcalığımız yok. O yangının alevleri şaşırtıcı bir hızla sizi de buluyor.

 

Suriye krizinin bize bir kez daha öğrettiği bir gerçek var:Adaletin olmadığı yerde barış da olmuyor.

Anlamamız gereken başka bir gerçek de şu: Güvenliği abartmakher zaman güvenlik sorunu olarak geri döner. Sözgelimi, göçmenleri potansiyelsuçlu olarak görmek mi daha doğrudur; iyi bir eğitimle nitelikli çalışanlaradönüşecek, umudu ve enerjisi yüksek insanlar olarak görmek mi? İkinci bakışaçısı, toplumsal barışın en kestirme, en maliyetsiz yoludur.

 

Türkiye’ye daha yakından bakarsak… Türkiye’de gerçek anlamdabir barışın sağlanması, hukuk sistemimizin 12 Eylül darbe hukukundanarındırılmasıyla yakında ilgilidir. Üstelik, son 16 yılda bırakın 12 Eylüldarbe hukukundan arınmayı, aksine darbe hukuku tahkim edildi. Devletindemokratikleştirilmesi gerekirken, Devlet otoriter, baskıcı bir yapıya büründü.

 

Özellikle 20 Temmuz sivil darbesinden sonra, Türkiye’debarış sözcüğünü kullanmak dahi neredeyse suçlu olmanın göstergesi sayıldı.Bunun en tipik örneği “barış isteyen akademisyenlerin” üniversitelerdenatılmalarıdır. Cumartesi Annelerine reva görülen şiddettir. Bu anlayış, devletiorganize suç örgütü kulvarına sürükler. Bu anlayışın sürdüğü bir ortamda biztoplumsal barışımızı sağlayamayız. Tam aksine toplumsal barışımızı sağlamayayönelik beklentiler ortadan kalkar. Türkiye’de bugün yaşadığımız gerçek demaalesef budur… Gazetecilerin, milletvekillerinin, sivil toplum örgütüliderlerinin, avukatların, öğrencilerin hapiste tutulduğu bir Türkiyedemokratik bir Türkiye değildir… Türkiye’yi yarı açık cezaevine döndürenler,sorun çözemez, sorun üretirler.

Ama tüm bunlar bizi ve bu ülkenin aydınlarını karamsarlığa,umutsuzluğa teslim etmemeli…

Şu gerçek unutulmamalı, aydınların eleştiri yapmasorumluluklarını cesaretle yerine getiremedikleri ülkeler yozlaşır, çürür.Eleştiri, siyaset kurumu için hava kadar, su kadar yaşamsaldır.

Sosyal Demokratlar dünyanın her yerinde refah devletinin,üretken ve mutlu insanlar yaratacağına, bu insanların da barışa sahipçıkacaklarına inanır; insanca bir yaşam için insana yatırım yapmak.

 

Barışı inşa etmenin yolu, tüm dünyayı virüs gibi saranhoşgörüsüzlüğe, kutuplaştırma siyasetlerine karşı çıkmaktan geçmektedir.

 

Farklılıkların tehdit değil zenginlik kaynağı olarakgörüldüğü bir dünya için mücadele etmeye değer… Biz bu mücadelede yalnızolmadığımızı biliyoruz…

165

Hava Durumu ANKARA

Yeni anket?

Oyunuz Gönderilmiştir
Ankete Katıl